Poster - 169
Histopathological Characteristics and Viable Tissue in Testicular Regression Syndrome Remnants: A 15-Year Retrospective Study
Arzu Canmemiş 1, Eda Soydan Sarıhan 1, Ragibe Büşra Usta Erdoğan 2, Hatice Şeneldir 3, Sıdıka Şeyma Özkanlı 3, Çiğdem Ulukaya Durakbaşa 1
1 Department of Pediatric Surgery Istanbul Medeniyet University Faculty of Medicine Goztepe Prof Dr Suleyman Yalcin Sehir Hastanesi, Istanbul
2 University of Healthy Science, Van Education and Research Hospital, Van Turkey
3 Department of Pathology Istanbul Medeniyet University, Faculty of Medicine Goztepe Prof Dr Sulleyman Yalcin Sehir Hastanesi, Istanbul
Objective: The optimal management of testicular regression syndrome (TRS) remnants remains controversial. Although seminiferous tubules and germ cells within these remnants may theoretically carry a risk of malignant transformation, the true prevalence and clinical significance of residual viable tissue remain unclear. This study aimed to evaluate the histopathological spectrum of nonpalpable testicular remnants and to investigate the association of anatomical location, laterality, and age at surgery with the presence of viable testicular tissue.
Methods: Patients who underwent surgical exploration for nonpalpable testes between January 2010 and December 2024 were retrospectively reviewed. Demographic characteristics, anatomical location, laterality, and histopathological findings were analyzed. Specimens containing seminiferous tubules and/or residual organized gonadal tissue were considered biologically viable. Multivariable logistic regression analysis was performed to identify factors associated with the presence of viable tissue.
Results: A total of 149 patients were included in the study. Histopathological evaluation was available for 82 specimens. Thirty-two remnants (23.2%) were intra-abdominal and 106 (76.8%) were located in the inguinal region. Bilateral involvement was present in 30 patients (21.4%). Among unilateral cases, 75 (68.2%) were left-sided and 35 (31.8%) were right-sided. Histopathological examination demonstrated biologically viable tissue in 11 specimens (13.4%), whereas 71 specimens (86.6%) showed nonviable fibrotic features. Seminiferous tubules were identified in 7 viable specimens, while the remaining 4 contained residual organized gonadal tissue without identifiable germ cells. The rate of viable tissue was higher in intra-abdominal than in inguinal remnants (n=3, 33.3% vs. n=8, 13.2%) and in bilateral compared with unilateral cases (n=3, 42.8% vs. n=8, 13.3%); however, these differences did not reach statistical significance. In multivariable analysis, age at surgery, laterality, and intra-abdominal location were not independent predictors of viable tissue.
Conclusions: The vast majority of TRS remnants demonstrate fibrotic and biologically nonviable characteristics. Nevertheless, biologically viable testicular elements, defined by the presence of seminiferous tubules and/or residual organized gonadal tissue, were identified in 13.4% of cases. No specimen demonstrated definitive viable germ cells. These findings suggest that TRS is not a uniform entity characterized by complete testicular regression, but rather represents a heterogeneous pathological spectrum that may contain varying degrees of residual testicular tissue.
Testiküler Regresyon Sendromu Kalıntılarının Histopatolojik Özellikleri ve Canlı Doku Varlığı: 15 Yıllık Retrospektif Bir Çalışma
Arzu Canmemiş 1, Eda Soydan Sarıhan 1, Ragibe Büşra Usta Erdoğan 2, Hatice Şeneldir 3, Sıdıka Şeyma Özkanlı 3, Çiğdem Ulukaya Durakbaşa 1
1 İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Göztepe Prof Dr Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, İstanbul
2 SBÜ Van Eğitim Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahisi Kliniği
3 İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Göztepe Prof Dr Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi Patoloji Anabilim Dalı, İstanbul
Amaç: Testiküler regresyon sendromu (TRS) kalıntılarının optimal yönetimi tartışmalıdır. Bu kalıntılardaki seminifer tübüller ve germ hücreleri teorik olarak malignite potansiyeli taşısa da canlı dokunun gerçek sıklığı ve klinik önemi halen net değildir. Bu çalışmada, nonpalpabl testiküler kalıntıların histopatolojik spektrumu değerlendirilerek anatomik lokalizasyon, lateralite ile ameliyat yaşının canlı testiküler doku varlığı ile ilişkisi araştırıldı.
Yöntem: Ocak 2010 ile Aralık 2024 tarihleri arasında nonpalpabl testis nedeniyle cerrahi uygulanan hastalar geriye dönük olarak incelendi. Demografik özellikler, anatomik lokalizasyon, lateralite ve histopatolojik bulgular değerlendirildi. Seminifer tübül ve/veya rezidüel organize gonadal doku içeren örnekler biyolojik olarak canlı kabul edildi. Canlı dokunun belirleyicilerini değerlendirmek amacıyla çok değişkenli lojistik regresyon analizi yapıldı.
Bulgular: Toplam 140 hasta çalışmaya dahil edildi. Otuz hastada (%21,4) bilateral tutulum mevcuttu. Unilateral olguların 75’inde (%68,2) sol, 35’inde (%31,8) sağ taraf tutulumu saptandı. Histopatolojik değerlendirme 82 örnekte mevcuttu. 82 patoloji örneğinin 69’u inguinal, 6’sı intraabdominal, 7’si scrotal yerleşimliydi. Histoptaolojide 11 (%13,4) örnekte biyolojik olarak canlı doku vardı ve 71’inde (%86,6) canlı olmayan fibrotik özellikler izlendi. Canlı doku içeren 7 örnekte seminifer tübüller görülürken, 4’ünde tanımlanabilir germ hücresi içermeyen rezidüel organize gonadal doku saptandı. Canlı doku oranı intraabdominal kalıntılarda inguinal kalıntılara göre (n=3, %33,3 ve n=8, %13,2) ve bilateral olgularda unilateral olgulara göre (n=3, %42,8 ve n=8, %13,3) daha yüksekti ancak istatistiksel fark yoktu. Çok değişkenli analizde ameliyat yaşı, lateralite ve intraabdominal lokalizasyonun canlı doku için bağımsız belirleyiciler olmadığı gösterildi.
Sonuç: TRS kalıntılarının çoğunluğu fibrotik ve biyolojik olarak canlı olmayan özellikler göstermektedir. Olguların %13,4’ünde seminifer tübül ve/veya rezidüel organize gonadal doku varlığı nedeniyle biyolojik olarak canlı kabul edilen testiküler elemanlar saptanmıştır. Hiçbir örnekte canlı germ hücresi pozitifliği gösterilememiştir. Bu bulgular, TRS’nin tamamen regrese olmuş tek tip bir patoloji olmadığını, farklı derecelerde rezidüel testiküler doku içerebilen heterojen patolojik spektrum oluşturduğunu düşündürmektedir.

