TÇCD 2026 43rd National Congress of Pediatric Surgery - Joint Congress of the Egyptian Society of Pediatric Surgery

View Abstract

Oral Presentation - 29

Pitfalls of radiological measurements in the diagnosis of superior mesenteric artery syndrome in children: the angle is narrow, but is it syndrome?

Serdar Gündoğdu, Fatih Çelik, İrfan Kırıştıoğlu
Bursa Uludag University, Faculty of Medicine, Department of Pediatric Surgery

Aim:
Superior mesenteric artery (SMA) syndrome is a rare clinical-radiological entity caused by compression of the third portion of the duodenum between the aorta and SMA. Diagnostic thresholds for aortomesenteric angle and distance are mostly derived from adult or mixed populations. This study evaluated radiological measurement limitations and objective obstruction findings in three pediatric cases with narrowed aortomesenteric measurements.

Methods:
Clinical, endoscopic, contrast study, computed tomography (CT), treatment, and follow-up data of three pediatric patients with recurrent vomiting, nausea, and/or postprandial abdominal pain were retrospectively reviewed. Aortomesenteric angle, distance, duodenal compression, proximal dilatation, and clinical course were analyzed together.

Results:
All patients were female, aged 11, 15, and 15 years. On CT, aortomesenteric angles were 15°, 16°, and 12°, and distances were 6 mm, 2 mm, and 2.5 mm, respectively. In the first patient, mild compression at the third portion of the duodenum was observed; however, contrast study and endoscopy were not consistent with obstruction. In the second patient, despite marked narrowing on CT, neither duodenal compression on endoscopy nor duodenal dilatation on contrast study was detected. The third patient had a two-year history of cyclic vomiting attacks; body mass index was 28 kg/m², without significant weight loss or malnutrition. All patients were followed conservatively with pediatric gastroenterology and child mental health support. Symptoms decreased during follow-up, and no patient required rehospitalization.

Conclusions:
In children, SMA syndrome should not be diagnosed solely on the basis of symptoms or aortomesenteric measurements. Adult-derived thresholds should not be considered directly diagnostic in pediatric patients. In the absence of true obstruction, a narrow angle and short distance may indicate “SMA anatomy” or predisposition rather than “SMA syndrome.” Pediatric-specific criteria integrating age, body composition, clinical findings, and objective obstruction findings are needed.

Çocuklarda superior mezenterik arter sendromu tanısında radyolojik ölçümlerin tuzakları: açı dar, sendrom var mı?

Serdar Gündoğdu, Fatih Çelik, İrfan Kırıştıoğlu
Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı

Amaç:
Superior mezenterik arter (SMA) sendromu, duodenum üçüncü kısmının aorta ile SMA arasında kompresyonuna bağlı gelişen nadir bir klinik-radyolojik tablodur. Tanıda aortomezenterik açı ve mesafe için kullanılan eşik değerler çoğunlukla erişkin veya karma popülasyonlardan türetilmiştir. Bu çalışmada, dar aortomezenterik açı ve/veya mesafe saptanan üç pediatrik olgu üzerinden radyolojik ölçümlerin tanısal sınırlılıkları ve objektif obstrüksiyon bulgularının önemi değerlendirildi.

Yöntem:
Tekrarlayan kusma, bulantı ve/veya postprandiyal karın ağrısı nedeniyle değerlendirilen üç pediatrik hastanın klinik özellikleri, endoskopi bulguları, özofagus-mide-duodenum (ÖMD) pasaj grafisi sonuçları, bilgisayarlı tomografi (BT) ölçümleri, tedavi yaklaşımları ve izlem sonuçları retrospektif olarak incelendi. Aortomezenterik açı, aortomezenterik mesafe, duodenal bası, proksimal duodenal dilatasyon ve klinik seyir birlikte analiz edildi.

Bulgular:
Hastaların tamamı kızdı; yaşları 11, 15 ve 15 idi. BT’de aortomezenterik açı sırasıyla 15°, 16° ve 12°; aortomezenterik mesafe ise 6 mm, 2 mm ve 2,5 mm olarak ölçüldü. İlk hastada duodenum üçüncü kısmı düzeyinde hafif bası izlenmesine karşın ÖMD pasaj grafisi ve endoskopi obstrüksiyonla uyumlu değildi. İkinci hastada BT ölçümleri belirgin daralmayı düşündürmesine rağmen endoskopide duodenal bası, ÖMD’de ise duodenal dilatasyon saptanmadı. Üçüncü hastada klinik tablo iki yıldır tekrarlayan siklik kusma atakları şeklindeydi; vücut kitle indeksi 28 kg/m² idi ve belirgin kilo kaybı veya malnütrisyon paterni yoktu. Tüm hastalar çocuk gastroenterolojisi ve çocuk ruh sağlığı desteğini içeren konservatif yaklaşımla izlendi. İzlemde semptomlarda belirgin azalma görüldü ve hiçbir hastada yeniden yatış gerekmedi.

Sonuç:
Çocuklarda SMA sendromu tanısı yalnızca subjektif semptomlara veya aortomezenterik ölçümlere dayandırılmamalıdır. Erişkin popülasyonlardan türetilen eşik değerler pediatrik hastalarda doğrudan tanı koydurucu kabul edilmemelidir. Dar aortomezenterik açı ve kısa mesafe, gerçek obstrüksiyon kanıtı olmadan “SMA sendromu”ndan çok “SMA anatomisi” veya anatomik yatkınlığı gösterebilir. Bu olgular, pediatrik SMA sendromunda yaş, vücut kompozisyonu, klinik tablo ve objektif radyolojik obstrüksiyon bulgularını birlikte değerlendiren pediatrik özgül tanı kriterlerine ihtiyaç olduğunu göstermektedir.

Close