Poster - 120
When Should Breast-Origin Malignancy Be Considered in Childhood?
Yağız Aziz Ali İrtem 1, Çiğdem Nur Şahin 1, Gül Şalcı 1, Hatice Sonay Yalçın Cömert 1, Ahmet Akbaş 2, Sibel Kul 3, Mustafa İmamoğlu 1, Haluk Sarıhan 1
1 Karadeniz Technical University, Faculty of Medicine, Department of Pediatric Surgery, Trabzon
2 Karadeniz Technical University, Faculty of Medicine, Department of General Surgery, Trabzon
3 Karadeniz Technical University Faculty of Medicine, Department of Radiology
Çocuklukta Meme Kaynaklı Malignite Ne Zaman Düşünülmeli?
Yağız Aziz Ali İrtem 1, Çiğdem Nur Şahin 1, Gül Şalcı 1, Hatice Sonay Yalçın Cömert 1, Ahmet Akbaş 2, Sibel Kul 3, Mustafa İmamoğlu 1, Haluk Sarıhan 1
1 Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı, Trabzon
2 Karadeniz Teknik Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Trabzon
3 Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi, Radyoloji Anabilim Dalı, Trabzon
Giriş: Çocukluk çağında meme kanserleri son derece nadir görülür ve bu yaş grubundaki tüm malignitelerin %0,1'inden azını oluşturur. Çocukluk çağında ele gelen meme kitlelerinin büyük çoğunluğu fibroadenom gibi benign lezyonlar olmakla birlikte, malign olgular içinde en sık görülen histolojik tip sekretuar karsinomdur. Bu olgu sunumunun amacı, sol memede serohemorajik meme başı akıntısı ile başvuran 14 yaşında bir kız hastada tanı konulan sekretuar karsinom olgusunu sunarak; çocukluk çağı meme kitlelerinin ayırıcı tanısında akılda tutulması gerektiğini vurgulamak, tanısal yaklaşımı (görüntüleme, biyopsi, evreleme) ve multidisipliner tedaviyi vurgulamaktır.
Olgu:14 yaş kız hasta, 1 aydır aralıklı olarak sol meme başından az miktarda serohemorajik akıntı nedeniyle tarafımıza başvurdu. Fizik muayenede sol meme iç kadran saat 11 hizasında yaklaşık 1 cm boyutunda düzgün sınırlı lezyon palpe edildi. Diğer sistemik muayenesinde ve özgeçmişinde özelliği olmayan hastanın ailesinde meme kanseri öyküsü yoktu. Hastanın meme USG’inde; “Sol memede duktal ektazi, periareola duktus içerisinde 11x8 mm boyutlarında doppler bakıda kanlanma göstermeyen düzgün sınırlı kitle gözlendi. BIRADS-4A” olarak raporlandı. Radyoloji konseyi önerisi ile hastaya Tru-cut biyopsi uygulandı. Biyopsi sonucu: “Sekretuar karsinom” olarak raporlandı. Pediatrik onkoloji, erişkin onkoloji, genel cerrahi ile konsey yapılarak hastaya toraks BT, abdomen ve meme MR görüntüleme yapıldı. Toraks BT, abdomen MR normal olarak raporlandı. Meme MR: “Sol areoladan başlayan üst iç kadranda 5,5x3 cm hiperintens ektazik duktuslar mevcuttur. BIRADS-6” olarak raporlandı. Konsey kararı ile hastaya sol mastektomi sentinel lenf nodu diseksiyonu yapıldı. Patoloji sonucu: “Sekretuar karsinom, lenfovasküler invazyon yok, ER, PR, C-erb B2 negatif” ve FISH: “NTRK3 füzyon pozitif” olarak raporlandı. Hasta cerrahi sonucu kür kabul edilip ek tedavi verilmedi.
Sonuç: Çocukluk çağında meme başı akıntısı ve ele gelen kitle çoğunlukla benign nedenlere bağlı olsa da, nadir de olsa malignite -özellikle sekretuar karsinom- ayırıcı tanıda mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Bizim olgumuzda olduğu gibi serohemorajik meme başı akıntısı, altta yatan bir malignitenin uyarıcı bulgusu olabilir ve ileri görüntüleme ile histopatolojik inceleme gerektirir. Olgumuz sol mastektomi ve sentinel lenf nodu diseksiyonu ile tedavi edilmiş; patolojide lenfovasküler invazyon saptanmamış ve ER/PR/C-erbB2 negatif sekretuar karsinom doğrulanmıştır. Bu olgu, çocukluk çağı meme kitlelerinde erken tanı, doğru histopatolojik sınıflandırma ve onkoloji, cerrahi ve radyolojiyi içeren multidisipliner yaklaşımın önemini vurgulamaktadır.

